3 Günde Prag: Köprüler, Kaleler ve Masalsı Sokaklar

 3 Günde Prag: Köprüler, Kaleler ve Masalsı Sokaklar

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan (SAW) Pegasus Havayolları ile saat 09.20 uçağına bindim. Gidiş-dönüş uçak biletimi yaklaşık 6.000 TL gibi uygun sayılabilecek bir fiyata almıştım. Uçuş yaklaşık 2 saat 30 dakika sürdü.

Prag’a yaklaşırken uçaktan gördüğüm manzara, şehir hakkında zihnimde hızlıca bir ilk harita oluşturmama yardımcı oldu. Havaalanına iniş esnasında dikkatimi çeken en belirgin görüntülerden biri, Sovyet dönemine ait yerleşim alanlarını andıran, bitişik ve yüksek apartman bloklarıydı. Bu görüntü, Prag’ın tarihi merkezinden önce daha modern ve yoğun yapılaşmış bölgeleri olduğunu hissettirdi.

Havaalanına iniş yaptıktan sonra pasaport kontrolü için “e-pasaport” alanına yöneldim. Süreci hızlandırmak adına, polis kontrol noktasında işimi kolaylaştırmak için istenen bilgileri önceden kiosklardan girdim. Parmak izi, yüz tanıma gibi işlemler burada yapıldı.Ardından pasaport kontrol noktasına geçtim. Yaklaşık 15 dakika kadar sıra bekledikten sonra görevli polis, online sistemde girmiş olduğum bilgileri kontrol etti ve tekrar teyit ederek süreci tamamladı. Şehre bir an önce ulaşma isteği ve yolculuğun heyecanı ile bekleyiş benim için oldukça sabırsız geçti.

Havaalanından çıktıktan sonra toplu ulaşımı kullanabilmek için bilet sistemini araştırdım ve 3 günlük (72 saatlik) ulaşım bileti satın aldım. Ücreti 350 Çek kronu (yaklaşık 720 TL) civarındaydı. Ayrıca 30 dakikalık, 90 dakikalık, 24 saatlik ve 72 saatlik farklı seçenekler de bulunuyordu. Sistem İngilizce dil seçeneğiyle oldukça kolay kullanılıyordu. En güzel tarafı ise bu biletle şehir içi tüm ulaşım araçlarının ücretsiz olmasıydı. Hatta 3 gün boyunca hiç kimse bilet kontrolü bile yapmadı.

Sistemin güzel taraflarından biri de oldukça pratik olmasıydı; ancak biletin yanında bulunmaması durumunda yaklaşık 60 Euro civarında bir ceza uygulanabildiği de özellikle belirtiliyordu. Bu yüzden bileti her zaman yanımda bulundurmak gerekiyor. Havaalanından şehir merkezine ulaşım için farklı seçenekler de mevcut. Türkiye’deki HAVAŞ’a benzer şekilde burada FlixBus gibi otobüs alternatifleri bulunuyor. Ancak ben bu seçeneklere ihtiyaç duymadım. Yaklaşık 40 dakika süren bir yolculuğun ardından Prag şehir merkezine ulaştım. Bu süre, şehre alışmak ve dışarıdan ilk gözlemleri yapmak için oldukça keyifliydi.

 

Artık en sevdiğim noktaya gelmiştim. Hiç bilmediğim bir ülkenin şehir merkezinde, çarşılarında kaybolmak benim için tüm yolculuğa değen bir deneyim. Bilmediğim insanlar, farklı dükkanlar, sokaklarda sanatını icra eden müzisyenler. Ne ile karşılaşacağımı bilmemek, aslında bu anın en güzel tarafıydı. Her köşe başı yeni bir sürpriz, her sokak yeni bir hikâye gibiydi. İlk olarak Old Town Square bölgesinden gezime başladım. Meydanda yer alan Jan Hus Anıtı ve hemen yakınındaki Meryem Sütunu (Marian Column), meydanın en dikkat çeken tarihi yapılarıydı.

Şanslıydım ki Astronomical Clock gösterisine oldukça yakın bir noktadaydım. Saat başı gerçekleşen gösteriyi izlemek için toplanan yüzlerce insanın arasına karıştım ve herkes gibi merakla ne olacağını beklemeye başladım. Bu ünlü saat, Old Town Hall binasının üzerinde yer alıyor ve yüzyıllardır çalışan bir mekanizma olarak dikkat çekiyor. Gösteri sırasında üst kısımda 12 havari sırayla görünürken, saatin yan tarafında yer alan dört figür de sembolik anlamlarıyla hareket ediyor: iskelet figürü ölümü, ayna tutan figür kibiri, para kesesi taşıyan figür açgözlülüğü ve müzik ya da gösterişle ilişkilendirilen figür ise dünyevi zevkleri temsil ediyor.Tüm bu tarihi ve sembolik detaylara rağmen gösteri yaklaşık 1 dakika sürüyor. Bittikten sonra insanın içinde ister istemez “Bu muydu?” hissi oluşabiliyor 🙂

 

Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın